MERAL
30/7/2005
-
yeni
30/7/2005
-
6
30/7/2005
-
5
30/7/2005
-
4
30/7/2005
-
3
30/7/2005
-
2
30/7/2005
-
KARİKATÜRLER1
14/7/2005
-
Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler.....
Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler. Bütün ağırlığınızı ve yorğunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz. Içinizin acılarını sıkıntılarını ,kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreginiz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız. Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...Bazıları çamur yagmur, toz, toprak, kar buz gibi her türlü "kötu hava" koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.
Aşklarıda ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz,tıpkı ayağınızda oldugu gibi yüreginizde NASIR oluşabilir. Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını begendiginiz için "zamanla açılır " diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar. Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel begeniye kapılıp" zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldıgını" görebilirsiniz. Aşık olabileceginiz insan türü, tıpki ayakkabılar kadar değisik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar,aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar. Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar. Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır. "Bez" ayakkabılar gibi kısa omurlu "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur. "Marka" ayakkabı alır gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz. Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çesitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı oldugu söylenir.
Evet, aşk "ayakkabıdır" Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandıgınız zaman kolayca eskittiginiz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediginiz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiginizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!
Can YÜCEL |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/7/2005
-
Giderken, İki damla göz yaşı Rakına düşer.....
Giderken, İki damla göz yaşı Rakına düşer, Bardağına her dokunuşta yaşamın beyaza keser, Kimselere söyleyemezsin Öyle acıyor ki yüreğim, gözümün önünden renkler kaçıyor. Siyah beyaz oluyor zaman. Ne yaşadımsa gözümün bebeği , hepsi şimdi yüreğimde bir kürek toprak sesi. Kendi kendimi iyileştirmem lazım. Denizi görürsem renkler yerine gelecek, mavi yerini aldı mı her şey düzelecek. Altıyol dan denize doğru yürüyorum, İskelede beni bekliyorsun biliyorum, Kusura bakma geç kalacağım. Önce Haydarpaşa, Kadıköy iskelesi arasında yüzen atı gördüğüm güne merhaba demem lazım , gecikmem bu yüzden. Sıcaktan bunalmış denize koşan at kanatsız. Denize atlıyor ve karşıya Haydarpaşa’ya doğru yüzüyor. Ben o günlerde hep bir gün balık olmanın düşünü kurardım. Yıllar sonra oğlumu inandırdım bir zamanlar balık olduğuma. Ateşin düşmesini beklediğimiz o korkunç havale ihtimalli gecelerde içini serinletmek için balık olduğum günleri, okyanusları anlatırdım oğluma. Şimdi kocaman bir adam ellerim kayboluyor avuçlarında, beni kırmamak için hala inanıyor benim bir zamanlar balık olduğuma, ve gerçek kılıyor düşüncemi. Elliüçümdeyim, ve artık olmak istediğim her yerde, her şeyim. Böylece geçmişi, yaşadığım an yapabiliyorum, bak aşk nelere kadir. Herşeyim, istediğim herşey sevgilim, Denizde yüzen at, ateşli gecelerde balık, kimi zaman sarıldığım ıhlamur ağacı, birde renkler geri gelse derdim kalmayacak, sende dikilmiş bekliyorsun iskelede, devam et beklemeye biraz geç kalacağım. İz bırakmış düşlerimin peşindeyim bu gün. İsterdim ki isimlerimizin baş harflerini kazıdığımız pastane masalarında buluşalım, duruyor mu harfler diye bakmak için. Hacıbekir’e giriyorum bir demirhindi söylüyorum, sevdiğimden içeceğimden değil . Karşımda içi rengarenk akide şekeri dolu kavanozlar, seyretmesi yemesinden güzel Akide şekerleriyle renkler ve sen geri geliyorsun, sıkıca sarılıyoruz. Parmaklarının arasında ki Yeni Harman sigarasını dudaklarıma getiriyorsun, duman oluyorsun içimde. Garson çocuk demirhindiyi koyuyor masaya ekmek parası derdinde , hiçbir şeyin farkında değil. Ne senin , ne benim, ne akide şekerlerinin. Senin durumun garsondan beter, geldiğinin farkında değilsin, gittiğinin zaten hiç olmadın. Sinir olduğum arkadaşlarından bahsediyorsun, birbirinden hödük herifler, her lafın başı para olan cümleler kuran, arkalarında hep dağ gibi yemek artıkları bırakan. Her şeyi bilmek zorunda mısın kavgası başlıyor aramızda Bu derin ve eski bir kavgadır. Laf karıştırmaya uğraşıyorum, Neler yapıyorsun bensiz, nelere dokunuyorsun mesela, güzel kokuyor mu geceler ? Sabah bir karıncanın ellerinin üzerinden yürüdüğü oluyor mu ? Olduğun yerlerde tren sesleri duyuluyor mu ? Arada bir geçen İstasyonları atlayıpSon durağa giden trenlerin sesleri. Öğrenmeye çalışıyorum, biliyor musun Gün gelir Yollar biter Aşıklar ölür Uzaklar kalırmış Bilmediğin, Hesapta olmayan kadın Giderken, İki damla göz yaşı Rakına düşer, Bardağına her dokunuşta yaşamın beyaza keser, Kimselere söyleyemezsin. Gün gelir Neye baksan yerine koyamazsın. Yeniden başlamak için Çok geçtir, Bunu anlatamazsın, kadının İsmini ağzına alamazsın, Hep takılı kalır aklına Unutamazsın. Yan sokaklarda bir meyhanede Belki, olur a, geçer diye beklersin Sevda peşine düştüğün her yerde. Bir var bir yok Göremezsin |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/7/2005
-
ANLADIM
ANLADIM
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım... Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım... Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can yüceL
|
Yorum (
7
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|